Yiğit Güneli | yiit.org

And Now For Something Completely Different

only the mediocre are always at their best diye bir söz vardı. bu sözü ilişkilendirerek yazıma gireceğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz, zira sadece güzel diye yazdım.

cuma günü, amf’de dolanırken bir anda yarım saat sonra rektörün odasında olmam gerektiğini, bir takım adamların gelip bir sunum yapacağını öğrendim. yaklaşık bir saatlik beklemeden sonra toplantı odasına geçtiğimizde rektör, mütevelli heyetinden birisi, bir hoca, bilgi işlem müdürü ve şişman bir bilgi işlem çalışanı toplanıp hep beraber microsoft flight simulator x oynamaya başladık. koca toplantı odasında, projeksiyon sistemine bağlı bir laptopla, joystick kullanarak sabiha gökçenden uçak kaldırıp atatürk havalimanına indirmeye, bu konu üzerinde yorum yapmaya, geçtiğimiz uçak kazası hakkında atıp tutmaya başladık. yaklaşık 2 saati bu şekilde geçirdikten sonra bu kadar absürdlükten haylice eğlensem de istanbula dönmek için geç kaldığımı fark edip oradan ayrıldım.

sinanla istanbula dönünce eylül ve cihanla buluşup erasmus öğrencilerinin toplandığı bir eve gittik. en başta 15 kadar kişiydik, fakat gece boyunca sayı lineer bir hızda sürekli artmaya devam etti. yaklaşık 45-50 kişi kadar bir eve toplandıktan sonra 1 türk erkeğine 4 yabancı kızın düştüğü bir orandayken birisi gelip polis geliyor, hemen buradan çıkmamız lazım gibi bir söylenti ortaya attı. hayır polis gelse ne olacak ki, seks, esrar partisi değil sonuçta.

bir karambol ile bu kadar kişi hemen evi boşaltınca gidilecek yeni yer aranmaya başladılar, ve bağdat caddesinde isminin “buz” olduğu söylenen yere gitmeye karar verildi. sinanların evinin hemen karşısında olduğunu öğrendiğimiz yere giderken ben eylülü teyzesine bıraktım, ve sinanların evinin olduğu göztepe ışıklarda beklemeye başladım. 2-3 dakika sonra sinanı arayınca kaza yaptıklarını, yanlış yola girdiklerini, fakat brezilyalı ivana adında çok güzel bir kızın arabayı kullandığını öğrendim. 5-10 dakika sonra geldiklerinde 50 kişilik gruptan ilk varanların kendileri olduğunu fark ettiler. içeri girdik, içeride elektronik müzikler çalıyordu. bu sırada grubun geriye kalanının kayıp olduklarını, yarım saat sonra geleceğini öğrendik. sinan bu sırada brezilyalı kıza yazmaya devam ediyordu. telefon numarası gibi bazı kavramların değiş tokuş edilmesinden sonra ertesi gün taksimde buluşulmaya karar verildi.

yaklaşık 1 saatlik elektronik müzik, karanlık ortam, mavi yeşil spot ışıklar, dans, ayakta durma gibi olumsuz hava şartlarına katlandıktan sonra daha fazla dayanamadığımı fark edip eve döndüm. cumartesi bütün gün boyunca sinan telefonunu açmadı. ben olsam ben de açmazdım.

yeni kalktım. ayaklarım üşüyor. popomu sandalyenin üzerinde kırıp dizlerimi kafa hizamda birleştirip kaloriferin üzerine yasladım. her 1-2 dakikalık mutluluğun ardından ayaklarım yanmaya başlayınca ayaklarımı çekip tekrar soğutuyorum. arkasından tekrar kaloriferin üzerine koyuyorum. battaniyemi kafaya çekip tam nefessiz kaldığım anda kafamı açıp tekrar hava almak gibi bir tadı oluyor.

Comments | Trackback | March 8th, 2009

< sinan midillili || selçuk çelikel >

Yorum Yazın

  •  
  •  
  •  

Bu konuya gelen yeni yorumları rss ile takip edebilirsiniz: comments feed.