akşam olunca bütün ışıkları yanan, fakat tamamen terk edilmiş bir şehir düşünün. aylardır aralıksız yağan kar, her geçen gün etrafı biraz daha yutuyor. kar, tek değişken bu şehirde, öyle ki rüzgar dahi olmadığından ağaçlar kılcal dallarının bile üzerine yağan karı silkeleyemeyince her taraf metrelerce uzunlukta ve genişlikte, yaşlı ve en güzeli bembeyaz ağaçlarla çevrilmiş durumda.
sürekli iletişim halinde olduğum kişilerle üçüncü parti bir dilde anlaşıyor olmak canımı sıkıyor. daha da kötüsü, günlük konuşma dilim, anadilime kıyasla oldukça sığ bir dile döndüğü için aynı oranda düşüncelerim de sığlaşıyor. gündelik çağrışımlar minimuma iniyor.
sıfırdan öğrendiğim isveççeyi kolay kolay geliştiremeyecek olduğum için istiyorum ki anadili ingilizce olan kişilerle konuşayım, çeviride kaybolmayı tek tarafa indirgeyeyim, fakat onların da sayısı az. ingiliz pub’ında bile öntanımlı bira efes.
konumu itibariyle kundereya karşı çıkan bu şehirde ya zaman haddinden çok çok yavaş ilerliyor, ya da hakikaten o kadar hızlı ki zamanın çok yavaş ilerleyeceğini zannettiğim yıllara geri dönüyorum.
3 yorum “sastavre”
Emre yazmış. February 19th, 2010 15:24
Efes’ten kastın her yerde Türk’ün olması, değil mi? :S
yiit yazmış. February 19th, 2010 18:28
yoo hayır, bildiğin marka belirtmeden bira istersen efes veriyorlar. hatta başka bir marka istesen dahi efes bardaklarıyla veriyorlar.
Emre yazmış. February 20th, 2010 15:11
Yuh! Nasıl olabilir böyle bir şey ya? Koskoca Avrupa’da oturmuş bir bira geleneği ve markası vardır diye düşünmüştüm. İlginç :)
Yorum Yazın