bu blogun en uzun yazısı bu olacak.
March 31st, 2008
dün sabah refik ve erenle şileye, atv’ye turuna geldik. 4 etabın sonunda fazla tatmin olamayarak deniz kenarına inmek istedik. refikle daha önce kamp yaptığımız yerlere giderken refiğin arabasıyla off-road’a kalkıştık. ilk çıktığımız tepeden inerken sağ tarafta çalıların arkasında yüksek bir taş kapı gördük. yanına yaklaşırken çeşitli yerlere yapıştırılmış 94, 95 etiketleri görünce meraklandık. kapıya geldiğimizde 96′yı da gördük, fakat başka yoktu.
içi boş bir kale gibi bir yer burası, kapısında ufacık kalmış bir delikten içeri girdik. biraz sonra yanımızda bizi izleyen bir yılan olduğunu fark ettim. panik yapmadan dışarı çıkabildik, bu sırada gördük ki yılan da bizimle birlikte gelmiş. kısa bir süre sonra çalıların arkasında kayboldu, biz de tekrar içeri girip bahsettiğim taş duvarın tepesine tırmandık. bir süre daha orada vakit geçirip gizemini çözemeden tekrar arabaya döndük.

Daha sonra okulun karşısındaki off road pistine çıkmak istedik, fakat kapısı kapalı olacağı için etrafında çit olmadığını hatırlayarak yan tarafındaki tepe üzerinden giriş yapmayı düşündük. tepeye çıktığımızda etrafı çevrilmiş bir mezar ile karşılaştık.
mezar taşındaki yazıyı okuyunca bu bölgeye neden kumbaba dendiğini gördük. mezarı neden etrafta hiç bir yaşam belirtisi olmayan bu tepeye yapmışlar, onu orada kim görecek anlayamadık.
oradan ayrılıp piste doğru inecekken araba derin bir kum çukuruna saplandı. daha önce birkaç kere kumda araba kullanmıştık fakat ilk defa şimdi saplanmıştı. yarım saat kadar bir sürede zor uğraşlarımız sonucu arabayı çıkartabildik, sevincimiz mükemmeldi.
piste doğru inmeye başladığımızda fotograf çekmediğimize üzüldük. okulun yanındaki off road yarış pistinde bir iki tur attıktan
sonra sıkılıp deniz kenarında daha önce kamp yaptığımız yere kadar devam ettik. arabayı burada bırakıp deniz kenarının hemen yanındaki yolda yürümeye başladık. yolda eren iki ayağını bataklık gibi bir yere batırdı.
ayağının içi çamur olduğu için geri dönmek istedik fakat rahatsız olmadığını söyleyince yola devam ettik.
yaklaşık bir yarım saatlik yürüyüşten sonra çamurun rahatsız ettiğini söyleyince bir yerde 10 dakika durup geri dönmeye başladık.
refik geçen sene içinde iki kere ayağını sakatlamıştı. doktor bi kere daha böyle olursa ameliyat olmak zorunda kalacağını söylemişti. yolda dönüş sırasında yokuş aşağı inerken refik tekrar ayağını burktu. 15-20 dakika kadar refiğin durumunu kontrol edip sonrasında refiğe omuzlarımızla dayanak olarak arabaya geri döndük.
arabayı kullanırken bi rahatsızlık çekmediğini söyledikten sonra istanbula dönmeye başladık. 2 dakika olmadı ki geri geri gelirken bir çukura sağlam düştük. çeşitli ittirme vs denemeleri boşa çıkınca çözüm üretmeye çalıştık.
etrafta bulduğumuz bi kütük parçasını arabanın boşta kalan sol arka tekerleği altına yerleştirip arabayı harekete geçirmeye çalıştık. kütük çok büyük olduğu için bunu beceremedik, ve refiğin çakısındaki minik testere ile kütüğü kesmeye başladık. yaklaşık 1 saatlik çalışmanın sonunda kütüğü kesebilmeyi başardık ve tekerleğin altına yerleştirdik.
kütük sayesinde araba biraz ilerlese de tam olarak istediğimiz sonuca ulaşamadık. arabanın sol tarafı yere takıldığı için araba gitmiyordu. bir süre işe yaramayan veya azıcık yarayan adımlarla vakit geçirdik, sonra arabanın çukurun diğer tarafında kalan en arkasını kriko ile yükseltmeye karar verdik. krikoyu kurduktan sonra arabayı yükseltip gazı deneyince araba ilerledi, fakat çıkmadı. bu sefer de ön tekerler havaya kalkmıştı.
güç alabildiğimiz tek teker arkadaki sağ teker kaldı.
önceden kestiğimiz kütüğü kriko yardımıyla arabanın sol ön tekeri altına koyduktan sonra arabayı harekete geçirebilmeyi başardık.
refik gazı denerken erenle ben arkadan ittirdiğim sırada araba çukuru aşınca erenle birlikte ben çukura düştüm. neyse ki bi yerimize bi şey olmadı.
fotografların exif bilgilerine göre 3 saat kadar bir süreyi arabayı yerinden çıkartmakla uğraşarak geçirmişiz. burda belirtmek gerekiyor ki refiğin babası off road pilotu, ve amcası istanbul off road kulübü genel sekreteri. şileye de sık sık yarışa geldikleri için buradan bir çekici ayarlamaları oldukça kolay. kendi çabamızla çıkartmak istediğimiz için kimseye haber vermedik ve arabayı kurtarınca yaşadığımız sevinç bambaşkaydı. öyle ki refiğin ayağının sakat olduğunu arabaya tekrar binince hatırladık.
tüm bunlardan ders alamamış oluyoruz ki, haftaya tekrar ve daha uzun bir yolculuk yapmaya karar verdik. bu yazıdan çıkarılması gereken ders şu ki, atv’ye verdiğimiz onca para boşa gidiyor. 1 saat süren bi tur için 70 lira çok pahalı lan.
günün tüm fotografları için link: flickr